30 Haziran 2015 Salı

Teknoloji üçlemesi...





               Teknolojinin insan hayatına girmesi yaklaşık olarak otuz beş yılı bulmaktadır. Bu süre ilk zamanlarda teknik teknoloji içerisinde büyümeye başlayarak yılların geçmesiyle yerini yavaş yavaş sosyal teknolojiye bıraktı. Kısaca teknik teknoloji insan hayatındaki icatların ( bilgisayar, telefon tablet televizyon vb.) yapımı ve geliştirilmesi olmuştur. Siber teknoloji, teknik teknoloji ile geliştirilen ürünlerin yazılım aşaması olup sosyal açıdan kullanımına açılması ve üretilmesidir. Sosyal teknoloji ise teknik teknoloji ile başlayıp siber teknolojiyle yazılan yazılımların insanların sosyalleşme kanallarını oluşturması ve bunların etkin bir biçimde kullanılmasıdır. 

               Peki buradaki tehlikeyi kaç kişi görüyor?
               Doksanlı yıllarla başlayıp iki bin ve daha sonraki dönemlerde doğan çocukları hiperaktif olarak değerlendirmemek günümüzde anormal karşılanan bir durum oldu. Teknoloji ile ne kadar çok haşır neşir olunuyorsa hiperaktiviteleride bir o kadar artmaktadır. Teknolojinin bize bahşettiği kısa süreli ancak çeşitli bilgi ve eğlence hali insanların çocukluktan başlayan bir dikkat dağınıklığına itmekte. Bir çocuğun gözünden bakacak olursak ebeveyninin bilgisayarına veya telefonundaki oyunları keşfetmişse çocuğun ilgi uzunluğu ve odaklanma süreleri git gide azalmaya başlıyor. Oyundan oyuna geçen eğlenceden eğlenceye koşan çocuk bir oyuna odaklanmadan diğer oyunun varlığını ve oynadığı oyundan daha kolay olup aynı zamanda zevkli olduğunu düşünerek diğer oyunlara kayabiliyor.
               Böylelikle oyundan oyuna geçen çoğunlukla hem kısa süreli odaklanma hemde zorluk karşısında da başka hedeflere yönelme gibi eylemler bilinçaltına tamda kişiliğinin oluşmasında ve beyninin gelişim sürecinde zerk edilmeye başlıyor. Bu tür bir yaşam tarzı ile büyüyen çocuk oyundan kalkıp gerçek dünyaya adım atınca gördüğü her şeyden sıkılmaya ve bir başka eylemle eğlencesini gidermeye çalışıyor. Tabikide bu hislerini sanal dünya çeşitliliğinde olduğu kadar doyuramadığı için gerçek dünya ile olan bağları kısa sürede bitmiş oluyor. Bu dikkat bozukluğundan doğan olumsuzluklar öğrenim hayatında ona bir tokat gibi yüzüne vurulmuş oluyor. Çünkü öğrenim hayatına atılan bu gençler derslerini uzun süre dikkatli dinleyemiyor, not alsada eve gidince aralıksız bir şekilde ödevlerine veya tekrarlarına odaklanamıyor. Ne zaman kalın bir roman eline alsa ondan korkuyor ve hiç okumadan onun zenginliğini tadamadan bırakıyor. Bu huyunu yenemeyen insanoğlu gelecek yıllarda sosyal teknoloji üzerinden paylaşılan iki veya üç cümlelik yazıları beğenip paylaşmaya başlıyor. İşin komik tarafı ise beğendiği yazının sahibinin tıpatıp kendisini tarif ettiğini görüp yazarın kitabını araştırma gafletinde bulunuyor. Sonucunda ise sadece google da aratmakla ve kitabın sayfa sayısının beş yüz olduğunu görmesi ile kalıyor. Çünkü bilinçaltı ona o kitabı kaldıramayacağı kadar ağır geleceğini söylüyor ve vaz geçmesi gerektiğini söylüyor. Sanal dünyadaki kısa süreli hazları hayal dünyasını tetikleyecek ve sonsuzlaştıracak olan kitaba tercih ediyor.
               Bunun sonucunda iş hayatında uzun süreli çalışamayarak yirmi dakikada bir sosyal ağını güncelliyor. Bir saatte bir sigara veya kahve molası vermeyi gayet normal bir ihtiyacı olarak görmeye başlıyor. 

               Şimdi size bir soru; iş yerindeki bu verimlilik bizleri dünyanın en iyi şirketleri arasına hatta ve hatta satışların artması ile verilen vergilerden kalkınan devleti dünya sıralamasına sokabilir mi?

CEVAP ÇOK BARİZ BİR ŞEKİLDE; HAYIR!

               Yazının bundan sonraki kısımlarında bu kötü huyu güvenli seviyeye nasıl indirebileceğiniz konusunda bir kaç tüyo vereceğim. Çünkü üç yıl öncesine kadar bende böyle bir insandım. İlk olarak hastalığınıza teşhis koymalısınız. Bunun farkına varıp kabullenmelisiniz ki tedaviye başlayabilesiniz. Tedavinin reçetesi ise iki üç cümlelik ağaçların birleşerek orman olduğu kitaplar...
               Tabikide hemen bin sayfalık bir kitabı alın demiyorum. Buradaki kilit nokta; bu dünyada zevkle yaptığınız veya dinlemekten hoşlandığınız konulardır. Bunu kendinize sormalısınız. Tarih, siyaset, ekonomi, moda, spor vb. herhangi bir olabilir. Bu konuları çıkardıktan sonra bu faaliyet dallarında kitap yazmış yazarları bulmalısınız. Yazarların dilinin özgün ve yalın olması çabuk sıkılmamanız için önemlidir. Eğer bulmuşsanız şimdi tek yapmanız gereken o yazarın tüm kitaplarını bulup içlerinden kısa olanlarını bulmanız. Sayfa sayısının yüz, yüz elli veya iki yüz olması ama önemli olan iki yüzü geçmemesidir. Seçtiğiniz kitap elinize geçtiğinde okumaya başlamadan önce sessiz bir ortam veya kulaklıktan yumuşak bir müzik gelecek şekilde kendinizi hazırlayın. Sonrasında kitaba başladığınızda onu hemen bir günde bitirmeyi amaçlamayın ancak bir ayda da bitirmeyin. Kitabı okurken kendinize belirli hedefler koyun. Mesela yirmi sayfa sonra sosyal ağlara bakacağım gibi. Ancak bunu yaparken yirmi sayfa boyunca ne atlayın nede gözünüz telefonda olsun. Sadece sosyal ağda değil oyun oynama olarak da uygulanabilir. Burada ki amaç kitabı dikkat seviyenizi arttıra arttıra okumak. Yirmi sayfa sonunda sevdiğiniz bir cümle ile karşılaştığınızda bunu sosyal ağınızda paylaşın. İnsanlar bunu beğenecektir. Adım gibi eminim. Bu düşüncemin sebebi ise sevdiğiniz konuları belirlerken aslında çevrenizde ki insanlarla da konuşmayı ve paylaşmayı sevdiğiniz konuları seçmiş olmanız. İnsan psikolojisinde; kişi aynı konuları rahatlıkla konuşmayı sevdiği kişileri kendine arkadaş ediniz. Bu paylaşımda insanlar sizinle aynı kafada olacağından yazınızı rahatlıkla okuyacak ve beğeniler, paylaşımlar yapacaklardır. Bu hareket ise sosyal çevrenizde size karşı bir ilgi uyandıracağı için daha çok paylaşım yapmak adına kitabı daha hevesli ve detaylarına inerek okumanızı sağlayacak. Burada ki kilit nokta sosyal ağı iyi kullanmaktan çok kitapları okumaya ve bilgi düzeyinizin artması yönünde yer değiştirecektir. Her zaman söylenir başlamak başarmanın yarısıdır diye. Bu tüyoyu kendinizde uyguladıkça yavaş yavaş dikkatiniz ve sayfa aralığında ki artacak. 
               Böylelikle de daha çok odaklanmanız iş hayatınızı da etkileyecek, daha verimli hale getirecek ve terfi şansınızı bile arttıracak. Bir kere kitap dünyasına girdiğinizde emin olun bu dünyayı sosyal dünyadan daha çok seveceksiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder