12 Temmuz 2015 Pazar



               Eğitim sistemi üzerine yapılmış, bilgili olduğu kadarda eğlenceli bir konuşmayı sizinle paylaşmak istedim. İyi seyirler.



7 Temmuz 2015 Salı


Satış 
stratejileri 
serisi : 1



               Yazı serisine özellikle Andy Andrews ile başlamamın özel bir sebebi var. Kendisi şu anda satış üzerine konuşmalar yapan ve aynı zamanda çoğu kitabının çıkış tarihlerinden itibaren haftalarca raflarda yerini koruyarak, bestseller olması ve şu ana kadar yayınladığı toplam 22 kitabı bulunan bir satış efsanesi yazardır. Ancak onu satış konusunda kariyer yapması üzerine etkileyen ne ailesiydi nede eşi. Andy Andrews'in hayali bir komedyen olmaktı. Gençliğindeki atılımlara geçmeden önce paylaşmak isterim ki, onun hayatında satış denen kelimenin varoluş kaynağı kendini pazarlamaya çalışırken ortaya çıktı.

Bir Hayal ile Başlayan Satış Deneyimleri

               Andy'nin hayali bir komedyen olmaktı. Hayallerine giden yolda ilk önce veterinerlik üzerine okuduğu okulu bıraktı. Veterinerlik okulunu nasıl bıraktığını ise kendi yazdığı biyografiden okuyalım: " ... bir gün Organik Kimya dersinde başımı kaldırdığımda baktım ki öğretmen toparlanıyor ve öğrenciler de sınıftan ayrılıyorlar. Defterime baktığımda ise baştan aşağı şaka fikirleri ile dolu olduğunu gördüm." . Bu noktadan sonra Andy hayalleriyle şu an olduğu yerin arasında bir bağlantı kuramamaktandır ki okulu ve aynı zaman gece vardiyası yöneticisi olarak çalıştığı ZippyMart'tan da istifa ederek hayatına yeni bir başlangıç yapar. 

" Komedyenlik kariyerime başladım. 
Ne yaptığımı ya da ne yapacağımı bilmiyordum
 ama başladım."

               Kapı kapı dolaşarak tek gecelik işler aramaya başladı. Çoğu zaman sadece isim yapmak adına insanların yarım saat dahi duramayacağı yerlerde sahne almak adına bedavaya gösteriler yaptı. Ancak asla vazgeçmedi ve yaptığı, denediği olumsuzlukları bir ders olarak görmeye başladı. 

"Telefonla komedyen olarak beni işe almaları için çok çaba harcadım
 ama 
" Hayır. Hayır. Hayır. Seni tanımıyoruz."

               Tüm bu olumsuz yanıtların sonucunda her iyi komedyenin bir menajeri olur diye düşünerek, telefonlar aradığı kişilere kendini kendi menajeri olan takma ismi Ron Williams adıyla telefonlar etmeye başladı. Ancak bu taktik bile bir işe yaramamıştı. Cevaplar yine önceki gibi "Hayır" dan başka bir cevap olmuyordu. Sonunda pes etmişti ve birkaç ay boyunca hiçbir telefon görüşmesi yapmamaya başlamıştı ki, aramalara yeniden başlamaya karar verdi. 
               Bir çok arama yaptıktan sonra sonunda evine beş saat uzaklıktaki bir restoran zincirinde gecelik 25 dolara sahneye çıktı. Ancak bu anlaşma kötü sonuçlandı ve ona maddi olarak daha çok zarara sokmuş oldu.

Ama
Ne yapması gerektiğini artık anlamıştı!
  
İlk olarak, 
ne olursa olsun o konuda olana kadar ısrar etmesi gerektiğini, 
ikinci olarak, 
bir iş ayarlamak için belirli bir sayıda arama yapmak zorunda kalacağını öğrenmişti.

Eşdeğeri ve Üstü Konsepti
               Andy Andrews'in bulduğu bu yöntemi kendi yazısından okuyalım: " Kızgın ve hayal kırıklığına uğramış bir anımda gerçekten, daha çok, muziplik olsun diye fiyatımı geceliği 1000 dolara çıkardım. İnanılır gibi değil ama İNSANLAR BANA İŞ VERMEYE BAŞLADI... ve yanlarına gittiğimde bana çok iyi davranmaya başladılar. Sanırım olan şuydu; İnsanlar " 25 dolarlık bir komedyen mi? Ne kadar iyi olabilir ki?" diye düşünmeyi bırakmıştı. Artık gösteri kendileri için gösteri yaptığım insanlar şöyle düşünüyordu: " bir gecede 1000 dolar, bu adam inanılmaz biri olmalı!""

               Andy'nın başarılı kariyeri yirmi yıl boyunca yılın komedyenliğinin yanında başkanlara ve ünlülere gösteri yapmak gibi uç noktaları da içermektedir. Şimdi ise kariyerinin ilk çağlarında çektiği zorluklardan elde ettiği derslerle günümüzün de ki sayılı konuşmacılar arasında yerini almıştır. Son olarak;

Düşünüzü 
dikkatli ve doğru bir şekilde tanımlayın, ona ulaşma hedefine sadık kalın 
ve 
standartlarınızı yüksek tutun.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Sistemdeki açığı görmek ve bunu düzeltebilecek çözümler bulmak.



               Ülkemizde maalesef ki çoğu gencin uykusunu kaçıran bir çok mesele var. Aile kurmak, mezuniyet korkusu, askerlik veya çocuk sahibi olmak vb. gibi bir çok gelecek kaygısı, ülke gençlerinin fikirlerini, geleceğe olan bakış açılarını daraltmıştır. Bugün ele alacağım konu ise yeteneklerin zamanı gelmeden açığa çıkması ve insanların bu yetkinliklerini gerekli yerlerde kullanamadıkları için duydukları gelecek korkusu olacak. 


               Kişinin bir çok konuda yeteneği olabilir. Ancak bugün sizlerle sadece birini örnek olarak gösterip üzerinde tartışacağız. Bu yetkinliğin adı ise;

Sistemdeki açığı görmek 
ve
 bunu düzeltebilecek çözümler bulmak.

Bu yetkinlik ise,
çoğu kişiyi birer yönetici yapan
 veya
 olmasını kolaylaştıran özelliktir.
              
               Sistemdeki açığı görme konusunda ki ilk madde, açığı görmek için sistemdeki zorluğu yaşamak gerekmektedir. Zorluğu gören birey, sistemdeki açığı da görmüş olur. Kilit nokta sistemin içine dahil olmaktır. Bundan sonra ise bu probleme çözüm üreterek çözmek veya yeni bir sistem ile eski sistemi çöpe atmak gelir. Ancak şirket denen köklü dalları olan kurumlarda ikinci yöntem genellikle daha pahalı ve daha riskli bir yöntem olarak görülür ve istenmez. Bu yazıda asıl vurgulamak istediğim şirketlerin ayakta kalma çabaları değildir. Şirketler her daim ayakta kalmak için bir yöntem bulabilir. Ancak insanlarda bu durum değişmektedir. 

İleriyi görebilen ve bunu açığı görmekte kullanan üniversite gençlerinin çoğunda
 imkan olmadığı için, 
bu gençler zamanla eyleme geçememenin verdiği buhranla geleceklerini karamsarlaştırmaya başlamaktadır. 

               Durumu değiştirmek adına ise herhangi bir atılımda bulunamayacak kadar dış dünyaya kapanırlar.

 Peki bu yeteneği olumlu yönde nasıl kullanabiliriz? 

               Öncelikle not alın! Aklınıza gelen her şeyi not edin gereksiz gördüklerinizi bile. Bu konuda ki en iyi örnek muazzam bir müzik yeteneği olan Beethoven'dır. Beethoven aklına gelen her şeyi not ederek ardında bir tomar not yığını bırakmıştır. Sizinde yapacağınız ilk iş not almak olmalı. Bu alışkanlığın bir diğer güzelliği ise ; yıllar sonra o notları okuduğunuzda olaylar arası bağlantıyı kurabilecek ve açığı bulma konusunda başladığınız bu yolda bulduğunuz bir fikri bir diğerine uyarlayarak daha etkili fikirleri uygulayacak ve maddi güvence ile manevi desteğe kavuştuğunuzda bu fikirleri rahatlıkla yerine getirmek başarılı olacak olan sistemde size birer öz güven kaynağı sağlayacak. Not alma alışkanlığını kazandıysanız bir sonraki seviyeye geçebiliriz. 

Bu yeteneğinizi bir üst seviyeye taşımak için ne yapabilirim? 

               Bulduğunuz bir fikri enine boyuna düşünün eğer şu an uygulayacak güce sahip olsaydım nasıl olurdu veya bundan daha iyisini nasıl yapabilirim diye kendinizi zorlayabilirsiniz. 

               Bu yazıda bahsetmek istediğim bir diğer konu ise insanın kendini nerede görmek istediğiyle ilgilidir. Öncelikle ne istediğinizi bilmeli veya ne yapmak istemediğinizi bilmelisiniz ki kariyerinizde sevmediğiniz bir işte hayallerinizi kazanmak yerine sadece para kazanmaya odaklanmayasınız. 
               İşletme gurusu olarak kabul gören Peter Drucker'ın bir sözüyle bitirmek istiyorum. Çünkü bu yeteneğe sahip olan biri olup, ne işle meşgul olacağınızı kestiremiyorsanız, işte o zaman en büyük hatanın peşinden koşuyorsunuz demektir.

" Az sayıda insan nereye ait olduğunu çok önceden görür. 
Ancak çoğu insan, özellikle çok becerikli olanlar,
 20'li yaşlarının ortalarına kadar nereye ait olduklarını tam olarak bilemezler. 
Bununla birlikte , o zamana kadar üç sorunun cevabını öğrenmiş olmaları gerekmektedir. 
Güçlerim nelerdir? 
Bir işi nasıl yerine getiririm? 
Değerlerim nelerdir? 
Bundan sonra, nereye ait olduklarına karar verebilirler veya vermelidirler de. 
Ancak güçlü yanlarınızla gerçek mükemmelliğe ulaşabilirsiniz."

              Nereye doğru koşmanız gerektiğini en kısa zamanda bulmanız dileğiyle.

2 Temmuz 2015 Perşembe

Düşünce yapısı üzerine...




               İnsanın düşünce yapısı ikiye ayrılır. Soyutlaştırılmış hayal gücü çıktıları ve somut düşünceden doğan mantıksal çıkarımlar. Soyut düşünceden doğal hayal gücü insanlığın şu ana kadar bildiği ve bilmesinden süre gelen fikirleri tasarlarken her hangi bir düşüncesel kısıta uğramazken mantıksal düşünce yapısında her insanın kendi içinde ayrıldığı yanı sıra yaşamış, yaşayan ve yaşanacak her insanın mantıksal sınırı vardır. Misal olarak insanlar tanrıyı hayal edebilir, görsel olarak veya putlaştırmayla fiziksel hale dökebilir ancak mantıksal düzeyde nerede olduğunu nasıl oluştuğunu asla bulamaz. Anlatılan sınırda tam burada başlar. Tanrı tarafından gizlilik için kısıtlanmış insan beyni çevresindeki tanrıyı mantıksal çözümlemelerin karşısında bulmak yerine, onu hayalleştirerek fiziksel hale dönüştürmüştür.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Atatürk ile ilgili yazılmış ilk biyografi kitabı olan Bozkurt'un incelemesi üzerine...


H.C. Armstrong
...
Bozkurt
...
Atatürk hakkında yazılmış zırvalıklar silsilesi!

               Kitap abartısız olarak söylemek gerekirse, şu ana kadar yazılmış veya yazılacak olan tüm biyografi kitapları arasında tarihi bilgiler olarak asılsız ve yetersiz aynı zamanda objektiflikten tamamen yoksun bir kitaptır. Bu kitap 1932 yılında yayınladığında tüm dünyada yankı oluşturmuş olasa da nedeni bana göre yabancı kaynaklı yazarların yine Türkleri dünyanın görmek istediği gibi göstermesi sayesinde bu kadar ses getirdiğine inanıyorum. Haklı sebeplerimi sıralayacak olursam kitaptaki çoğu bilgi yanlıştır. 

               Bu yanlış bilgilerden bazıları;
  • Yazar Türklerin Anadolu coğrafyasına ilk Selçuklularla girdiğini ve Türklerin sadece Osmanlıdan ibaret olduğunu sanmaktadır.
  • Zübeyde Hanımın oldukça fakir bir köylü kızı olduğunu savunmuştur. Gerçeği ise Zübeyde hanımın varlıklı bir aileden gelmiş olmasıdır. Aynı zamanda yine Zübeyde Hanımın ileri ki yaşlarda kör olduğunu yine yanlış bilgiler eşliğinde bize sunmuştur.
  • Atatürk'ün bir mason olduğu yalanı ortaya atılmış olup locaların kapatılma gerçeğinden bahsedilmemiştir.
  • Atatürk, Latife Hanım ile sokağa fırlayıp gördükleri ilk hocaya "bizi hemen burada evlendir." diye bir söz ve harekette bulunmamış olup düğünü Latife Hanımın evinde yapılmıştır. Nikah şahitlerinden biri ise Kazım Karabekir' dir.

H.C. Armstrong Kimdi?

               İngiliz ordusunda yüzbaşı olarak görev alan Armstrong, Birinci Dünya Savaşında görev yeri Yemen'e çıkmıştır ve çarpışmalarda Türklere esir düşmüştür. Esir hayatından ise verdiği rüşvet ile kurtulmayı başarmıştır. Türkleri engellemek adına cepheye yollanan böylesine bir kişinin Türkler hakkında ve Atatürk hakkında objektif olması nefretini yazılarında yanlış bilgi olarak göstermemesi çok gülünç bir durumdur.

               Şimdi ise kitaptan bir kaç abartılmış bilgiyi sizlere sunacağım ki, bu yalanlara hep birlikte gülelim.

Kavgacı Atatürk

               Mustafa'nın 11 yaşına geldiğinde annesi Mustafayı okumaya ikna etti. Oğlunu yeniden Selanik'te bir okula yazdırdı. Ne var ki kırsal hayatın özgür havasına alışan bu çocuk, yerleşik disipline ayak uydurmakta güçlük çekiyordu. Hocalarına karşı isyankar, arkadaşlarına karşı yırtıcı ve saldırgan davranıyordu. Dolayısıyla sık sık arkadaşlarıyla münakaşalara, kavgalara tutuşuyordu. Bir defasında hocası Mustafayı arkadaşlarının saldırısından zor kurtararak ona, sopası ve elleriyle yoğun bir ders verdi.

Objektif yazarın Türk üniformalarına 
olan objektif yorumu

               Dayısı onun hırçın tabiatını dikkate alarak, Selanikteki askeri ortaokula vermeyi önerdi. Annesi bu teklifi reddettiyse de özellikle komşularının oğlu Ahmedin bu okuldan mezun olduktan sonra TAVUS KUŞU GİBİ RENKLİ ÜNİFORMALARLA gezmesini hayranlıkla gören delikanlı dayısının teklifini ısrarla savundu.

Çapkınlıkta sınır tanımayan Mustafa

               Daha on dört yaşına gelmeden sabilik dönemini bitirmiş ve cinsi duyguları canlanmaya başlamıştı hatta o yaşta iken komşularının kızıyla bir aşk macerasına girmişti. Akranları sokaklarda oynarken, o en güzel elbiselerini giyerek, pencerelerin gerisindeki kadınları gözetlemek için sokakları arşınlar veya limandaki genelev (WTF?) kadınlarıyla maceralara girerdi.

Payitahttaki maceralı hayat

               Şimdi yirmi bir yaşındaydı, daha önce hayatını geçirdiği manastır ve Selanik , nisbeten küçük taşra şehirleri görünümünde, pek eğlence yerleri ve vakit geçirme imkanları olmayan yerlerdi. Mustafa ise annesi gibi dindar olmadığından başkentin büyüleyici havasına kavuşur kavuşmaz, kendisini gece kulüplerine, barlara ve kahvehanelere attı.  

               Not: Verilen örneklerde tarafımca yazılarda düzeltilme veya sansür uygulanmamıştır. Kitapta yazılan yalan bilgileri değiştirmeden yazıya aktardım.



193
               Bu verilen örnekler bu kitabın sadece ilk otuz sayfasında yer alan bilgilerdir. Kim bilir daha neler atıp tutmuştur. Okumak isterdim ancak Atatürk ün sözde kurtuluş yıllarında kurduğu vatan adlı dergiden dolayı haftalar boyu hapis yatması gibi saçma hayal ürünü tarihi bilgilerin aşırı bir şekilde gerçekmiş gibi empoze edilme şekilleri, bir Türk olarak ve Atatürk ün izinden gitmeyi görev edinmiş bir genç olarak sabrımı taşıran son damla oldu. En çok gücüme giden konu ise Türkler tarihini dış kaynakların yazdığı bu abuk subuk kitaplardan öğrenmeye yavaş yavaş başlamasıdır. Özellikle de yapılan Türk tarihi temalı yabancı kaynaklı filmlerden. Sadece yakın tarih adına değil, Türklüğün başladığı yıllardan itibaren bu yana yazılan tarihide ele almamız ve bu yönde belgesel, film ve en çok kitap yazılması gerekmektedir. Bir Türk olarak gelecek yıllarda çocuklarımızın kendi şanlı tarihini yabancı uydurulmuş kaynaklardan öğrenmeleri beni oldukça korkutuyor. Çünkü Türkü uyandırmamak için Türklüğün tarihini ele geçirmeye ant içmiş kişilere karşıdır bu direniş. 



GEÇMİŞİNİ BİLMEYEN, GELECEĞİNE YÖN VEREMEZ!




30 Haziran 2015 Salı

Hırs üzerine...


Yağmur ile,
hırs üzerine
 yaptığım
 konuşmadan
 bir kesit...

Y: Hırs kötü bir şey midir? İnsan neye karşı hırslanır?


B: Başarılı olmak için hırslanır ve kendine zarar verene kadar bu iyi bir şeydir.

Y: Başarı nasıl bir başarı için?

B: Hayallerimiz bizi başarılı olmaya zorlamaz mı? Başarı bizi hırsa zorlar bu da etrafımızdaki kişileri azınlık olarak görmemizi ve küçümsememize doğru iter. Sırasıyla hayaller hırsı, hırslar başarıyı, başarılar ise egoyu ele geçirir ve egosuna kontrolü veren insanın bu dünyada yok edemeyeceği ne ağaç vardır nede insan. Sonunda ise, yok ettiğini zanettiği insan topluluğu kadar cebinde bir boşluk yaratmış olur. Sol cebini dolduran insan sağ cebindeki boşluğu görmemeye başlar. Başarı bir miyoptur. Miyobu getiren egonun gözlüğü ise hep alan toplumun verme alışkanlığına kavuşmasıdır. Ancak o an insan anlar ki başkalarına yardım etmek kendi bencil egolarından tiksinmelerini dayanılır seviyede tutar.

Teknoloji üçlemesi...





               Teknolojinin insan hayatına girmesi yaklaşık olarak otuz beş yılı bulmaktadır. Bu süre ilk zamanlarda teknik teknoloji içerisinde büyümeye başlayarak yılların geçmesiyle yerini yavaş yavaş sosyal teknolojiye bıraktı. Kısaca teknik teknoloji insan hayatındaki icatların ( bilgisayar, telefon tablet televizyon vb.) yapımı ve geliştirilmesi olmuştur. Siber teknoloji, teknik teknoloji ile geliştirilen ürünlerin yazılım aşaması olup sosyal açıdan kullanımına açılması ve üretilmesidir. Sosyal teknoloji ise teknik teknoloji ile başlayıp siber teknolojiyle yazılan yazılımların insanların sosyalleşme kanallarını oluşturması ve bunların etkin bir biçimde kullanılmasıdır. 

               Peki buradaki tehlikeyi kaç kişi görüyor?
               Doksanlı yıllarla başlayıp iki bin ve daha sonraki dönemlerde doğan çocukları hiperaktif olarak değerlendirmemek günümüzde anormal karşılanan bir durum oldu. Teknoloji ile ne kadar çok haşır neşir olunuyorsa hiperaktiviteleride bir o kadar artmaktadır. Teknolojinin bize bahşettiği kısa süreli ancak çeşitli bilgi ve eğlence hali insanların çocukluktan başlayan bir dikkat dağınıklığına itmekte. Bir çocuğun gözünden bakacak olursak ebeveyninin bilgisayarına veya telefonundaki oyunları keşfetmişse çocuğun ilgi uzunluğu ve odaklanma süreleri git gide azalmaya başlıyor. Oyundan oyuna geçen eğlenceden eğlenceye koşan çocuk bir oyuna odaklanmadan diğer oyunun varlığını ve oynadığı oyundan daha kolay olup aynı zamanda zevkli olduğunu düşünerek diğer oyunlara kayabiliyor.
               Böylelikle oyundan oyuna geçen çoğunlukla hem kısa süreli odaklanma hemde zorluk karşısında da başka hedeflere yönelme gibi eylemler bilinçaltına tamda kişiliğinin oluşmasında ve beyninin gelişim sürecinde zerk edilmeye başlıyor. Bu tür bir yaşam tarzı ile büyüyen çocuk oyundan kalkıp gerçek dünyaya adım atınca gördüğü her şeyden sıkılmaya ve bir başka eylemle eğlencesini gidermeye çalışıyor. Tabikide bu hislerini sanal dünya çeşitliliğinde olduğu kadar doyuramadığı için gerçek dünya ile olan bağları kısa sürede bitmiş oluyor. Bu dikkat bozukluğundan doğan olumsuzluklar öğrenim hayatında ona bir tokat gibi yüzüne vurulmuş oluyor. Çünkü öğrenim hayatına atılan bu gençler derslerini uzun süre dikkatli dinleyemiyor, not alsada eve gidince aralıksız bir şekilde ödevlerine veya tekrarlarına odaklanamıyor. Ne zaman kalın bir roman eline alsa ondan korkuyor ve hiç okumadan onun zenginliğini tadamadan bırakıyor. Bu huyunu yenemeyen insanoğlu gelecek yıllarda sosyal teknoloji üzerinden paylaşılan iki veya üç cümlelik yazıları beğenip paylaşmaya başlıyor. İşin komik tarafı ise beğendiği yazının sahibinin tıpatıp kendisini tarif ettiğini görüp yazarın kitabını araştırma gafletinde bulunuyor. Sonucunda ise sadece google da aratmakla ve kitabın sayfa sayısının beş yüz olduğunu görmesi ile kalıyor. Çünkü bilinçaltı ona o kitabı kaldıramayacağı kadar ağır geleceğini söylüyor ve vaz geçmesi gerektiğini söylüyor. Sanal dünyadaki kısa süreli hazları hayal dünyasını tetikleyecek ve sonsuzlaştıracak olan kitaba tercih ediyor.
               Bunun sonucunda iş hayatında uzun süreli çalışamayarak yirmi dakikada bir sosyal ağını güncelliyor. Bir saatte bir sigara veya kahve molası vermeyi gayet normal bir ihtiyacı olarak görmeye başlıyor. 

               Şimdi size bir soru; iş yerindeki bu verimlilik bizleri dünyanın en iyi şirketleri arasına hatta ve hatta satışların artması ile verilen vergilerden kalkınan devleti dünya sıralamasına sokabilir mi?

CEVAP ÇOK BARİZ BİR ŞEKİLDE; HAYIR!

               Yazının bundan sonraki kısımlarında bu kötü huyu güvenli seviyeye nasıl indirebileceğiniz konusunda bir kaç tüyo vereceğim. Çünkü üç yıl öncesine kadar bende böyle bir insandım. İlk olarak hastalığınıza teşhis koymalısınız. Bunun farkına varıp kabullenmelisiniz ki tedaviye başlayabilesiniz. Tedavinin reçetesi ise iki üç cümlelik ağaçların birleşerek orman olduğu kitaplar...
               Tabikide hemen bin sayfalık bir kitabı alın demiyorum. Buradaki kilit nokta; bu dünyada zevkle yaptığınız veya dinlemekten hoşlandığınız konulardır. Bunu kendinize sormalısınız. Tarih, siyaset, ekonomi, moda, spor vb. herhangi bir olabilir. Bu konuları çıkardıktan sonra bu faaliyet dallarında kitap yazmış yazarları bulmalısınız. Yazarların dilinin özgün ve yalın olması çabuk sıkılmamanız için önemlidir. Eğer bulmuşsanız şimdi tek yapmanız gereken o yazarın tüm kitaplarını bulup içlerinden kısa olanlarını bulmanız. Sayfa sayısının yüz, yüz elli veya iki yüz olması ama önemli olan iki yüzü geçmemesidir. Seçtiğiniz kitap elinize geçtiğinde okumaya başlamadan önce sessiz bir ortam veya kulaklıktan yumuşak bir müzik gelecek şekilde kendinizi hazırlayın. Sonrasında kitaba başladığınızda onu hemen bir günde bitirmeyi amaçlamayın ancak bir ayda da bitirmeyin. Kitabı okurken kendinize belirli hedefler koyun. Mesela yirmi sayfa sonra sosyal ağlara bakacağım gibi. Ancak bunu yaparken yirmi sayfa boyunca ne atlayın nede gözünüz telefonda olsun. Sadece sosyal ağda değil oyun oynama olarak da uygulanabilir. Burada ki amaç kitabı dikkat seviyenizi arttıra arttıra okumak. Yirmi sayfa sonunda sevdiğiniz bir cümle ile karşılaştığınızda bunu sosyal ağınızda paylaşın. İnsanlar bunu beğenecektir. Adım gibi eminim. Bu düşüncemin sebebi ise sevdiğiniz konuları belirlerken aslında çevrenizde ki insanlarla da konuşmayı ve paylaşmayı sevdiğiniz konuları seçmiş olmanız. İnsan psikolojisinde; kişi aynı konuları rahatlıkla konuşmayı sevdiği kişileri kendine arkadaş ediniz. Bu paylaşımda insanlar sizinle aynı kafada olacağından yazınızı rahatlıkla okuyacak ve beğeniler, paylaşımlar yapacaklardır. Bu hareket ise sosyal çevrenizde size karşı bir ilgi uyandıracağı için daha çok paylaşım yapmak adına kitabı daha hevesli ve detaylarına inerek okumanızı sağlayacak. Burada ki kilit nokta sosyal ağı iyi kullanmaktan çok kitapları okumaya ve bilgi düzeyinizin artması yönünde yer değiştirecektir. Her zaman söylenir başlamak başarmanın yarısıdır diye. Bu tüyoyu kendinizde uyguladıkça yavaş yavaş dikkatiniz ve sayfa aralığında ki artacak. 
               Böylelikle de daha çok odaklanmanız iş hayatınızı da etkileyecek, daha verimli hale getirecek ve terfi şansınızı bile arttıracak. Bir kere kitap dünyasına girdiğinizde emin olun bu dünyayı sosyal dünyadan daha çok seveceksiniz.